Blog · · · 6 dk okuma

NÖROÇEVİKLİK: Zihnin Dönüşüm Kapasitesi

kişisel gelişimnöroçeviklikduygudüzenlemebecerileriPsikolojiduygusal zekanöropsikolojinörobilim
NÖROÇEVİKLİK: Zihnin Dönüşüm Kapasitesi

İş çıkışı eve dönerken fark ediyorsunuz: bugün, tekrar aynı rotayı kullandınız. Tekrar aynı sokaktan geçtiniz, tekrar aynı kısa yolu tercih ettiniz, tekrar aynı kavşakta sola döndünüz.

Bu “tekrarlar” kolaylıkla sorun olarak görülemiyor genellikle. Neden sorun olarak görülsün ki?\

Yol işe yarıyor.\

Bu tekrarlar, farkında olmadan, zihnin içinde de oluyor:\

toplantıda aynı tepkiyi vermek;\

bozulan bir süreçte aynı çözüme ulaşmak;\

belirsizlikle karşılaşıldığında aynı refleksle hareket etmek. Bunlar kötü alışkanlıklar değil: aksine, bunlar, bir zamanlar işe yaramış ve beyin tarafından arşivlenmiş yollar.

Nöroçeviklik ise, bu bilindik yolların farkına varmak ve gerektiğinde başka bir rotayı seçebilmek becerisi olarak adlandırılıyor.

Beyin Neden Bildiği Yoldan Gitmek İster?

Profesyonel iş hayatında, insan davranışı irade meselesi olarak ele alınabiliyor.\

“Yeterince istersen değişirsin.”\

“Yeterince motive olursan adapte olursun.”\

Ama bu çerçeve, değişimin önündeki gerçek engeli ıskalıyor olabilir.

Beyin, enerji tasarrufu yapan yani verimliliği amaçlayan bir organ. Tekrar eden bir durumda, her karşılaşıldığında aynı hesabı sıfırdan yapmak yerine, önceki arşivlenmiş yanıtını kullanabiliyor.

Nöronlar, birlikte ateşlendikçe birbirine bağlanıyor; bağlantı güçlendikçe iletim hızlanıyor; iletim hızlandıkça o yol tercih edilir hale geliyor.

Hebb’in nörobilime kazandırdığı bu ilke, iş hayatına şöyle yansıyabiliyor: Yıllarca işe yarayan bir toplantı açma biçimi, bir müzakere stili, bir sorun çözme yaklaşımı; beyin için, artık, bir tercih olmaktan çıkıp varsayılan yanıt haline gelebiliyor.\

Ve bu yaklaşım, işe yarıyor: “uzmanlık” bu mekanizmanın ürünü. Yıllarca birikmiş deneyim, tam da bu arşivleme sayesinde hız ve isabetlilik kazanıyor. Bu yaklaşımın bedeli ise, değişim gereken anlarda ortaya çıkıyor. Çünkü beyin, o anlarda da, önce bildiği yola bakabiliyor ve biz de, bu anlarda nöroçevikliğe ihtiyaç duyuyoruz.

Baskı Altında Zihin Ne Yapıyor?

Genellikle insanlarda, sabah, sakin kafayla bir sorun hakkında gayet farklı, yaratıcı fikirler olabiliyor. Aynı sorunla, öğleden sonra, gergin bir toplantının hemen ardından karşılaştığınızda ise zihin daralabiliyor, seçenekler azalabiliyor, bildik yanıtlar yüzeye çıkabiliyor.\

Bu, performans düşüklüğünden ziyade: fizyolojik bir süreç. Şöyle bir bakalım bu fizyolojik sürece:

Stres yanıtı devreye girdiğinde kortizol, prefrontal korteksin işlevini baskılıyor. Prefrontal korteks ise bağlamı okuyan, seçenekleri tartan, “şu an farklı bir şey deneyebilirim” diyen beyin yapısı.

Arnsten’in araştırması, bu baskının ne kadar hızlı gerçekleştiğini ve bilişsel esnekliği ne ölçüde daralttığını ortaya koydu. Sonuçlar şöyle;

En çok esnekliğe ihtiyaç duyduğunuz anlarda yani baskı altında, belirsizlik içinde, bildik yöntemler tükendiğinde zihin tam da bu kapasiteyi kısıyor.

Yüksek nöroçevikliğe sahip bireyler daha az stres yaşamıyor. Ama stres anında zihinleri o kadar sert kapanmıyor diyebiliriz. Ve bu fark, karakter meselesinden ziyade; biyolojik düzeyde daha erişilebilir bir esneklik kapasitesiyle ilgili.

Deneyimin Getirdiği Görünmez Tavan

Birkaç yıldır aynı sektörde çalışıyorsanız; işinizi iyi biliyorsunuz; kalıpları tanıyorsunuz, sinyalleri okuyorsunuz, neyin nereye gittiğini çoğu zaman önceden seziyorsunuz diyebiliriz.

Bu birikim, tabiki de çok değerli fakat Dane’nin bilişsel yerleşme üzerine yaptığı çalışma, bu birikimin sessiz bir bedeli olduğuna işaret ediyor;

Güçlü uzmanlık, zamanla kendi modelinin içinde kalmayı kaçınılmazmış gibi hissettirmeye başlayabiliyor. Alışılmadık bir soruyla karşılaşıldığında, alanın dışından gelen bir perspektifle yüzleşildiğinde, tamamen farklı bir problem yapısıyla karşılaşıldığında; deneyimli zihin, başlangıç zihnine kıyasla bazen daha az esnek tepki verebiliyor.

Yıllarca başarılı olmuş bir çalışanın, değişen koşullara eski araçlarla yanıt vermeye devam etmesini de bu şekilde açıklayabiliriz. Uzmanlık körlüğü, dikkatsizlikten değil; beynin kendi derinliğinden kaynaklanıyor olabilir. Nöroçeviklik, uzmanlığın yerine geçen bir şey değil. Ama gerektiğinde uzmanlığın dışına çıkabilmeyi mümkün kılan şey.

Çalışan İçin Üç Kapasite

Miyake ve arkadaşlarının 2000'deki kapsamlı çalışması, nöroçevikliğii tek bir kapasite olarak değil; üç ayrı bileşenin bütünü olarak tarif ediyor.

Bilişsel esneklik: İşe yaramayan bir yaklaşımdan çıkıp yeni bir çerçeveye geçebilme.İş hayatındaki yansımasına şöyle bakabiliriz:\

Sorunun tanımı değiştiğinde, çözüm arayışınız da değişebiliyor mu? Yoksa aynı soruyu biraz farklı biçimde sormaya mı devam ediyorsunuz?

Dikkat kontrolü: Zihnin öncelikli olana kasıtlı biçimde yönlendirilmesi. Bildirimler, toplantılar, beklenmedik talepler arasında; o gün gerçekten önemli olan şeye geri dönebilmek. Bu, odaklanma iradesinden ziyade, dikkatin ne kadar çabuk ele geçirildiğinin farkında olmakla başlayabiliyor.

Engelleyici kontrol: Otomatik tepkiyi duraksatabilmek. Bir geri bildirim geldiğinde savunmaya geçmeden önce bir an bekleyebilmek, hiyerarşik bir baskı altında refleks uyumdan kaçınabilmek, “her zaman böyle yaptık” sesini duyup yine de farklı bir seçeneği düşünebilmek.

Bu üç kapasite, çalışanlar arasında farklı profillerde dağılabiliyor.

Kimi bilişsel esnekliği yüksek ama dikkat kontrolü zayıf: sürekli yeni fikirler üretiyor ama hiçbirini sürdüremiyor. Kimi engelleyici kontrolü güçlü ama bilişsel esnekliği dar: sakin ve disiplinli ama yeni bir bakış açısına geçmekte zorlanıyor.\

Nöroçeviklik, bu üçünün birlikte çalışabildiği andaki kapasiteyi tanımlayabiliyor.

Nöroçeviklik Kapasitesi Değişebilir mi?

Nöroplastisite yani beynin yeni bağlantılar kurabilme ve mevcut yapıları yeniden düzenleyebilme kapasitesi, yaşam boyu devam eden bir süreç. Draganski ve ekibinin 2004'teki çalışması, birkaç aylık sistemli öğrenmenin beyinde ölçülebilir yapısal değişiklikler yarattığını gösterdi;

Eğitim bırakıldığında değişiklikler kısmen geriledi. Sonuç olarak, beyin, kullandığı şeyi büyütüyor; kullanmadığı şeyi geri çekiyor diyebiliriz.

Bu bulguyu “şu adımları takip edersen zihnin daha esnek olur” şeklinde basitleştirmek yanıltıcı olur. Ama nöroçevikliği besleyen bazı koşulları tanımak mümkün:

Alışkanlığı fark edebilmek: “Şu an otomatik bir tepki veriyorum” diyebilmek, küçük ama gerçek bir alan açıyor. Seçim, ancak bu farkındalıktan sonra mümkün hale gelebiliyor.

Belirsizlikle oturmayı öğrenmek: Cevabı hemen aramak yerine, soruyla biraz daha uzun kalmak. Belirsizliği tehdit değil, henüz tamamlanmamış bir süreç olarak okuyabilmek, stres yanıtını yavaşlatıyor ve bilişsel esnekliğin devreye gireceği bir alan açabiliyor.

Uzak kavramlarla kasıtlı temas kurmak: Yalnızca kendi uzmanlık alanında düşünen zihin, yalnızca o alan için optimize olabiliyor. Kendi işinin dışından bir bakış açısıyla düzenli temas, prefrontal korteksin bağlantı örüntülerini besleyebilir. Bu bazen farklı bir kitap, bazen tamamen başka bir alanda çalışan biriyle kurulmuş bir sohbet, bazen de aynı soruyu hiç bilmiyormuş gibi yeniden sormak olabiliyor.

Zihnin başıboş kalmasına izin vermek. Toplantıdan toplantıya, bildirimden bildirime akan bir iş günü, derin bağlantı kurma kapasitesini fiilen ortadan kaldırıyor. Ekransız, görevsiz aralıklar, yalnızca dinlenme değil; nöroçeviklik için ham madde.

Örüntü mü, Kimlik mi?

“Ben değişimi zor yaşarım.”

Çoğu zaman bu cümle, bir zaafı değil; gerçek bir içgözlem deneyimini ifade edebiliyor. Ama nöroçeviklik perspektifinden bakıldığında bu cümle, kişiliği değil; o ana kadar birikmiş nöral örüntüleri tanımlıyor olabilir. Ve örüntüler değişebilir.

Hızlı değil, kolay değil fakat sabit de değil. Belki de zihinsel çevikliğe giden ilk adım, tam da bu ayrımı içselleştirmekten geçiyor:

“Ben böyle biriyim” ile “Şu ana kadar böyle tepki verdim” arasındaki fark.

Birincisi kapıyı kapatıyor. İkincisi, küçük de olsa, açık bırakabiliyor.

Kaynakça

Arnsten, A. F. T. (1998). Catecholamine modulation of prefrontal cortical cognitive function. Trends in Cognitive Sciences, 2(11), 436–447.

Arnsten, A. F. T. (2015). Stress weakens prefrontal networks: Molecular insults to higher cognition. Nature Neuroscience, 18(10), 1376–1385.

Dane, E. (2010). Reconsidering the trade-off between expertise and flexibility: A cognitive entrenchment perspective. Academy of Management Review, 35(4), 579–603.

Diamond, A. (2013). Executive functions. Annual Review of Psychology, 64, 135–168.

Draganski, B., Gaser, C., Busch, V., Schuierer, G., Bogdahn, U., & May, A. (2004). Neuroplasticity: Changes in grey matter induced by training. Nature, 427, 311–312.

Hebb, D. O. (1949). The Organization of Behavior: A Neuropsychological Theory. Wiley.

Miyake, A., Friedman, N. P., Emerson, M. J., Witzki, A. H., Howerter, A., & Wager, T. D. (2000). The unity and diversity of executive functions and their contributions to complex “frontal lobe” tasks. Cognitive Psychology, 41(1), 49–100.

0.0(0 değerlendirme)51 görüntülenme