Blog · · · 3 dk okuma

Tükenmişlik Sendromu ve İçimizdeki Mevsimler

Tükenmişlik sendromunun nedenlerini, belirtilerini ve toparlanma yollarını mevsim benzetmesiyle anlatan bir yazı; dinlenmenin verimli çalışmanın ön koşulu olduğunu vurguluyor. Yorgunluk uzayıp hayattan zevk alma zorlaştığında bir ruh sağlığı uzmanından destek almanın önemine dikkat çekiyor.

iş stresiallostatik yüktükenmişlikdengePsikolojistresburnoutkaygıiş-yaşam dengesistres yönetimi
Tükenmişlik Sendromu ve İçimizdeki Mevsimler

Doğa, hiçbir zaman acele etmez. İlkbaharda uyanır, yazın verir, sonbaharda bırakır, kışın dinlenir.

İnsan da ritimlerle yaşar. Beynimizdeki biyolojik saat, sabah yükselen ve akşam düşen kortizolla bizi güne hazırlar ve dinlenmeye çağırır. Ama bugün çoğumuz içimizde tek bir mevsimi yaşıyoruz: bitmeyen bir yazı.

Yaz Hiç Bitmeyince

"Tükenmişlik" kavramını 1970'lerde tanımlayan psikiyatrist Herbert Freudenberger, en çok tükenenlerin işine en çok bağlı olanlar olduğunu gözlemlemişti.

Çaba-toparlanma modeline göre yoğun çalışmak tek başına zararlı değildir. Sorun, çabanın ardından toparlanmaya yer kalmadığında başlar. Bruce McEwen bu birikimli yıpranmaya allostatik yük der: Kısa süreli tehditler için tasarlanmış stres sistemi, uzun süre açık kaldığında aşındırıcı hâle gelir.

Solgunluğun Üç Rengi

Christina Maslach tükenmişliği üç boyutta tanımlar: uykuyla geçmeyen duygusal tükenme, işe ve insanlara karşı büyüyen bir mesafe ve emeğin artık bir şeye dokunmadığı hissi, yani yeterlik duygusunda azalma.

Hobfoll'un kaynakların korunması kuramına göre bu mesafe, kuraklıkta kabuğunu kalınlaştıran bir ağaç gibi, kalan kaynakları korumaya yönelik bir tepkidir. Tükenmişlik zihni de etkiler. Dikkat, bellek ve planlama gibi yürütücü işlevler zayıflar, uyku bozulur.

Dünya Sağlık Örgütü tükenmişliği bir hastalık olarak değil, "başarıyla yönetilemeyen kronik işyeri stresinden kaynaklanan bir sendrom" olarak tanımlar.

Bu Bir Zayıflık Değil

Susuz kalmış bir ağaca meyve vermediği için kızmayız. Toprağa bakarız.

İş talepleri-kaynaklar modeline göre tükenmişlik, taleplerin uzun süre kaynakları aştığı ortamlarda filizlenir: aşırı iş yükü, kontrol eksikliği, yetersiz ödül, desteksizlik, adaletsizlik ve değer çatışması.

Bazı ağaçlar ise kuraklığa daha duyarlıdır. Hata yapma kaygısıyla beslenen mükemmeliyetçilik ve Vallerand'ın tanımladığı saplantılı tutku riski artırır. Saplantılı tutkuda iş, kişinin tüm kimliğini kaplar ve bırakmak suçluluk yaratır. Kendine bir dostuna davranır gibi davranmak, yani öz-şefkat ise koruyucudur.

Sonbahar ve Kış

Ağaç yapraklarını kaybetmez, bırakır. Bizim için sonbahar, her isteğe "evet" dememek ve yeterli olanı kabul etmektir. Gün içindeki birkaç dakikalık mikro molalar bile yorgunluğu azaltır.

Birçok meyve ağacı ise baharda sağlıklı çiçek açabilmek için kışın soğuk ve durgun bir dönem geçirmek zorundadır. Dinlenme de üretkenliğin karşıtı değil, ön koşuludur.

Sabine Sonnentag'a göre gerçek bir toparlanma dört şey içerir: işten zihnen de uzaklaşmak, gevşemek, boş zamana kendin yön vermek ve seni besleyen bir uğraşla ustalık deneyimlemek. Kaplan'ların dikkatin yenilenmesi kuramına göre doğada geçirilen zaman da yorgun dikkati onarır.

Akşamları e-posta kontrol ederek geçen bir dinlenme, ağaca kışın ortasında meyve vermesini söylemek gibidir.

Bahar Bir Anda Gelmez

Tatilin olumlu etkileri, işe dönüşten birkaç hafta sonra çoğu zaman kaybolur. Kalıcı iyileşme, bireysel destek ile iş ortamındaki somut değişikliklerin birlikte ele alınmasını gerektirir.

Tükenmişlik kurak bir mevsime benzer; iklim değiştiğinde genellikle hafifler. Depresyon ise bahar geldiği hâlde bitmeyen bir kıştır ve hayatın tüm alanlarına yayılır. Yorgunluk aylardır sürüyorsa ya da hiçbir şeyden zevk alamamaya dönüştüyse, bir ruh sağlığı uzmanıyla konuşmak önemlidir.

Hiçbir ağaç bütün yıl çiçek açmaz. O hâlde kendimizden neden bekleriz?

Kendinize bir sonbahar tanıyın. Çünkü bahar, ancak kıştan sonra gelir.

0.0(0 değerlendirme)26 görüntülenme